25 Eylül 2013 Çarşamba

Hz. İsa (a.s.) Ve Hz. Mehdi (a.s.) Bu Yüzyılda Gelecek

2. Bölüm
Hadis-i Şeriflerde Hz. Mehdi (as)'ın özellikleri

HZ. MEHDİ (AS) MUHAKKAK ÇIKACAKTIR

MÜSLÜMANLAR ARASINDA HZ. MEHDİ (AS)'IN MÜJDELENMESİNİN ÖNEMİ

Peygamberimiz (sav), "Hz. Mehdi (as) ile müjdelenin" (Kitab-ül Burhan Fi Alamet-il Mehdiyy-il Ahir Zaman, s. 12) buyurarak, Hz. Mehdi (as)'ın gelişini heyecan ve şevkle beklemenin, bu mübarek zat için hazırlık yapmanın önemine dikkat çekmiştir. Bir başka hadis-i şerifte ise iman edenlerin, Hz. Mehdi (as)'a olması gereken sevgi ve bağlılıkları şöyle ifade edilmiştir:
Sizden ona kim yetişirse, kar üzerinde sürünerek dahi olsa ona gelsin. Ona katılsın. Zira o, Hz. Mehdi (as)'dır. 
(İbn Mace, Fiten, B 34, H 4082; İbn Ebi Şeybe, c. VII, s. 527; Kitab-ül Burhan Fi Alamet-il Mehdiyy-il Ahir Zaman, s. 14)

HZ. MEHDİ (AS)'IN MUHAKKAK ÇIKACAK OLMASI

Eğer dünyadan bir gün bile kalsa, Allah, O (Hz. Mehdi (as)) idareyi ele alıncaya kadar o günü uzatırdı.
(Kitab-ül Burhan Fi Alamet-il Mehdiyy-il Ahir Zaman, s. 10)
Eğer dünyadan bir gece bile kalsa, Allah onu uzatır ve Ehl-i Beytimden birisini (Hz. Mehdi (as)) melik kılardı.
(Kitab-ül Burhan Fi Alamet-il Mehdiyy-il Ahir Zaman, s. 10)

Ümmetim arasında Hz. Mehdi (as) gelecektir... Ümmetim onun zamanında iyi ve kötünün, benzeriyle nimetlenmediği bir nimetle nimetlenecek, sema üzerlerine bol yağmur yağdıracak, arz nebatından hiçbir şey saklamayacaktır.
(Kitab-ül Burhan Fi Alamet-il Mehdiyy-il Ahir Zaman, s. 9)

Dünyadan bir gece bile kalsa, Allah o geceyi uzatır ve Ehl-i Beytimden birisi (Hz. Mehdi (as)) gelerek dünyaya hakim olurdu. Onun adı adıma, babasının adı babamın adına uyar. Daha önce yeryüzü nasıl zulümle dolduysa, o, onu adaletle dolduracaktır.
(Kitab-ül Burhan Fi Alamet-il Mehdiyy-il Ahir Zaman, s. 11)

HZ. MEHDİ (AS), HİCRİ 1400 (MİLADİ 1980) YILINDA TEBLİĞ HİZMETİNE BAŞLAYACAKTIR

İNSANLAR 1400 SENESİNDE HZ. MEHDİ (AS)'IN  YANINDA TOPLANACAKLARDIR.(Risaletül Huruc-ül Hz. Mehdi, s. 108)
Hz. Mehdi (as)'ın İstanbul'da faaliyete başladığı ve çevresinde insanların ilk toplanmaya başladığı yılın Hicri 1400 olacağı bu hadiste açıkça belirtilmiştir. Bir diğer hadiste ise Hz. Mehdi (as)'ın Hicri 1400'de görev yapacağı şu şekilde anlatılmaktadır.
"İSTİKBAL-İ DÜNYEVİYEDE (dünyanın geleceğinde) 1400 SENE SONRA GELECEK BİR HAKİKATİ (Hz. Mehdi (as)'ın gelişini) ASIRLARINDA KARİB (yakın) ZANNETMİŞLER.(Sözler, s. 318)
Ayrıca Hz. Mehdi (as)'ın tebliğ çalışmalarına Hicri 1400'de başlayacağını Bediüzzaman da şu sözlerle belirtmiştir:
HİCRET'TEN 1400 SENE SONRAKİ AKİDLERDEN İKİ VEYA ÜÇ AKİD SAY (Bir akid on senedir). O VAKİT MEHDİ EMİN ÇIKAR. 
(Esme-l Mesalik Lieyyam-il Mehdîyy-il Meliki Li Küll-id Dünya Biemrillah-il Malik, Kelde bin Zeyd 216)

VELAYET HZ. MEHDİ (AS) İLE SON BULACAKTIR

Muhyiddin İbnü'l-Arabi –kuddise sırruh- Hazretleri, Hakim et-Tirmizi –kuddise sırruh- Hazretleri'nin "Hatmü'l-evliya"da sorduğu soruları cevaplandırmak için yazdığı "el-Cevabü'l-Müstakim" isimli eserinde şöyle buyurmuştur:

"(Hz. Mehdi (as)), ... Mülkün dönemi onunla biter ve velayet onunla hatme erer..."
(El-Cevabü'l-Müstakim amma Seele anhü et-Türmizi el-Hakim, Bayezid, no: 3750, 242b yaprağı)

HZ. MEHDİ (AS)'IN DOĞUMU VE SOYU

HZ. MEHDİ (AS) PEYGAMBERİMİZ (SAV)'İN SOYUNDANDIR

Kıyametin kopması için zamanda sadece bir günden başka vakit kalmamış da olsa Allah (cc) benim Ehl-i Beytimden (soyumdan) bir zatı (Hz. Mehdi (as)'ı) gönderecek.
(Sünen-i Ebu Davud, 5/92)
Benim Ehl-i Beytimden bir şahıs (Hz. Mehdi (as)) bütün dünyaya hakim oluncaya kadar günler ve geceler gitmez.
(En-Necmu's Sakıb, Ukayli)
Hz. Mehdi (as), kızım Fatıma'nın neslindendir.
(Sünen-i İbn Mace, 10/348)
Hz. Mehdi (as) ile müjdelenin. O Kureyş'ten ve Ehl-i Beytimden bir kişidir.
(Kitab-ul Burhan Fi Alamet-il Mehdiyy-il Ahir Zaman, s. 13)
Hz. Mehdi (as), benim çocuklarımdan birisidir. Yüzü gökyüzünde parlayan yıldız gibidir. 
(Ali b. Sultan Muhammed el-Kari el-Hanefi'nin "Risaletül Meşreb elverdi fi mezhebil Mehdi")
Bütün peygamberler birbirinin soyundandır. Hz. Mehdi (as) da hadislerin belirttiğine göre bu soydan gelmektedir. Halk arasında bu soydan gelenlere "seyyid" denmektedir. Hz. Mehdi (as) da seyyid olacaktır.
Allah, Kuran'da birbirlerinin soyundan gelen elçilerden bahsetmektedir. Bu ayetler Hz. Mehdi (as)'ın da aynı soydan geleceğine işaret etmektedir.
Gerçek şu ki, Allah, Adem'i, Nuh'u, İbrahim ailesini ve İmran ailesini alemler üzerine seçti; Onlar birbirlerinden (türeme tek) bir zürriyettir. Allah işitendir, bilendir. (Al-i İmran Suresi, 33-34)
"Rabbimiz, ikimizi sana teslim olmuş (Müslümanlar) kıl ve soyumuzdan sana teslim olmuş (Müslüman) bir ümmet (ver). Bize ibadet yöntemlerini (yer veya ilkelerini) göster ve tevbemizi kabul et. Şüphesiz, Sen tevbeleri kabul eden ve esirgeyensin." (Bakara Suresi, 128)
Babalarından, soylarından ve kardeşlerinden, kimini (bunlara kattık); onları da seçtik ve dosdoğru yola yöneltip-ilettik. (Enam Suresi, 87)

HZ. MEHDİ (AS)'IN TANITICI BİR ÖZELLİĞİ DE, HZ. HASAN'IN SOYUNDAN GELMESİDİR

"HZ. MEHDİ (AS), FATİMA'NIN EVLATLARINDANDIR VE HASAN'IN SOYUNDANDIR." (Ebu Davud, Hz. Mehdi (as), 1)
Abdül Gafir Farisi Mecma-il Garaib kitabında ve İbni Cevzi Fi'l Garibil Hadis'de ve İbnül Esir'de Nihaye'de tahric ettiler, Hz. Ali hadisi hakkında dediler ki: "HZ. MEHDİ (AS), HZ. HASAN'IN SOYUNDANDIR."(Ali Bin Hüsamettin El Muttaki, Celaleddin Suyuti'nin Tasnifinden Hadisler - Ahir Zaman Mehdi'sinin Alametleri, s. 22)
Tamman, Fevaid isimli eserinde ve İbni Asakir, Abdullah b. Amr'dan tahric ettiler. Buyurdu ki: "HASAN'IN EVLADINDAN BİRİSİ (HZ. MEHDİ (AS)) doğu tarafından çıkacak, eğer O'na dağlar bile karşı gelse, onları ezecek, ve kendisine o dağlarda yollar edinecektir." (Ali Bin Hüsamettin El Muttaki, Celaleddin Suyuti'nin Tasnifinden Hadisler - Ahir Zaman Mehdi'sinin Alametleri, s. 22)
Hz. Ali'den bize ulaşan bir başka hadise göre, bir gün o, oğlu Hz. Hasan'a bakmış ve: "Nebi SallAllahu Aleyhi Vesellem'in isimlendirdiği gibi, mutlaka benim bu oğlum Seyyiddir (Beyefendi, Halim Selim, zarif ve centilmendir.) Yakında ONUN (HZ. HASAN'IN) SOYUNDAN, Nebinizin (sav) adıyla adlandırılan bir kimse (HZ. MEHDİ (AS)) çıkacakahlakında ona (Hz. Peygamber (sav)'e) benzeyecek, ama yaratılışında (beden ve cisim özelliklerinde) ona benzemeyecektir" buyurmuştur. (Tac V, 363)

HZ. MEHDİ (AS)'IN DOĞUMU EVDE OLACAKTIR

İmam Zeyn-ul Abidin aleyhi's-selâm şöyle buyurmuştur: "Bizim Kaim'imiz (Hz. Mehdi (as)) ile Allah'ın resulleri arasında bir takım benzerlikler vardır. Nuh, İbrahim, Musa, İsa, Eyyub ve Muhammed sallâ'llâhu aleyhi ve alih peygamberlerin her biri ile bir benzerliği vardır. Nuh ile uzun ömürlü olmasında, İBRAHİM İLE,DOĞUMUNUN GİZLİ OLMASI (DOĞUMUNUN EVDE OLMASINDA) ve halktan uzak durmasında..." (Kemal'ud-Din s.322, 31. babin 3. hadis)
Hz. Ali b. Hüseyin Zeynel Abidin (as)  şöyle buyurur: "KÂİM'İMİZİN (HZ. MEHDİ (AS)'IN) DOĞUMU İNSANLARA GİZLİ KALACAKTIR..." (Bihar-ül Envar, c.51, s. 135)

HZ. MEHDİ (AS) BÜYÜK BİR ŞEHİRDE DOĞACAK VE SONRASINDA İSTANBUL'A GELECEKTİR

Resulullah (sav) şöyle buyurmuştur: "Hz. Mehdi (as), Medine'den (büyük şehirden) çıkacak ve Mekke'ye gelecek. İnsanlar onu, kendi aralarından (tanıyıp) ortaya çıkaracaklar ve o, istemediği halde Rükun ile Makam arasında ona biat edecekler." (Mer'iy b. Yusuf b. Ebi bekir b. Ahmet b. Yusuf el-Makdi'si "Feraidu Fevaidi'l Fikr Fi'l İmam El-Mehdi El-Muntazar)
Ayrıca Risaletül huruc ül Mehdi, adlı eserin 69. sayfasında Hz. Mehdi (as)'ın "Kara köyünden çıkacağı" ifade edilmiştir. (Mustafa Reşit Filizi, Risaletül huruc ül. Mehdi, s. 69)
Peygamberimiz (sav)'den rivayet edilen hadislerde medine kelimesi kapalı bir üslup içinde kullanılmıştır. Yani Peygamberimiz (sav) medine kelimesini farklı farklı anlamlarıyla kullanmıştır. İslam aleminde ise çok fazla büyük şehir yani medine vardır. Bu nedenle söz konusu hadislerde geçen medine kelimesinin hangi anlamı taşıdığını ancak konuyla ilgili diğer rivayetleri inceleyerek anlamak mümkündür.
Örneğin yukarıda yer verdiğimiz hadiste Peygamberimiz (sav), Hz. Mehdi (as)'ın medineden çıkacağını bildirmekte yine başka bir hadiste de Hz. Mehdi (as)'ın Kara köyünden çıkacağını ifade etmektedir. İmam Kurtubi'nin Tezkire'sinde ise Hz. Mehdi (as)'ın, İslam ülkelerinin batı tarafından çıkacağı ifade edilmiştir. Bu ifade, Hz. Mehdi (as)'ın doğduğu büyük şehrin İslam ülkelerinin batı tarafında yer alan büyük bir şehir olduğunu göstermektedir.
Başka bir hadiste ise Peygamberimiz (sav), karşısındaki kişiye Hz. Mehdi (as)'ın medineyi yani büyük bir şehri manen fethedeceğini söylemektedir. Rivayette Peygamberimiz (sav)'in karşısındaki kişi, çok fazla medine (yani büyük şehir) olduğundan Hz. Mehdi (as)'ın hangi medineyi yani hangi şehri manen fethedeceği konusunda şüpheye düşmüştür. Bu nedenle Peygamberimiz (sav)'e bu medinenin (büyük şehrin) hangisi olduğunu sormuştur.
Peygamberimiz (sav) de cevap olarak bu medinenin (yani şehrin) İstanbul olduğunu söylemiştir.
Hz. İbni Amr'dan rivayet edilmiştir. Resulullah (sav) buyurdu ki:
Ey Ummet! Altı şey vardır ki, onlar olmadan kıyamet kopmaz... Altıncısı da medinenin fethi.
Denildi ki: Hangi medine? Buyurdu ki: Kostantiniyye. (İstanbul)
(Bu İstanbul'un Hz. Mehdi (as) tarafından yapılacak manevi fethidir.) (Kıyamet Alametleri, s. 204  Ramuz EI Ehadis 1/296)
Demek ki bu hadiste medine kelimesi Peygamberimiz (sav) tarafından büyük bir şehir olan İstanbul'u ifade etmek amacıyla büyük şehir manasında kullanılmıştır. Yine başka hadis-i şeriflerde Hz. Mehdi (as)'ın, içinde Peygamberimiz (sav)'in sancak-ı şerifinin de bulunduğu kutsal emanetlerin olduğu yerden çıkacağı bildirilmiştir. Peygamberimiz (sav)'in sancağı ve diğer emanetleri şu an İstanbul Topkapı Sarayı'nda özel bir bölümde muhafaza edilmektedirler.
Abdullah b. Şurefe'den rivayet edildi ki: Hz. Mehdi (as)'ın beraberinde süslenmiş bir halde Peygamberimiz (sav)'in bayrağı olacaktır. (Kitab-ül Burhan Fi Alamet-il Mehdiy-il Ahir Zaman, s. 65)
(Hz. Mehdi (as)) Peygamber (sav)'in softan bayrağı ile çıkacaktır. O bayrak dört köşeli olup, dikişsizdir ve rengi de siyahtır. Onda bir hicr (hale) bulunur. O Resulullah (sav)'in vefatından beri açılmamış olup Hz. Mehdi (as) çıkınca açılacaktır. (Kitab-ül Burhan Fi Alamet-il Mehdiy-il Ahir Zaman, s. 23)
Alametlere gelince; (Hz. Mehdi (as)'ın) beraberinde Allah Resulünün (sav) gömleği, kılıcı, sancağı bulunacaktır. O sancak ki Peygamberin (sav) vefatından bugüne kadar hiç açılmamıştır. Hz. Mehdi (as)'ın zuhuruna kadar da açılmayacaktır. (Muhammed B. Resul Al-Hüseyni El Berzenci, Kıyamet Alametleri, s. 164)
Yukarıdaki hadislerden, Peygamberimiz (sav)'in kutsal emanetlerinin Hz. Mehdi (as)'ın bulunduğu yerde olduğu ve ancak onun zuhuruyla açılacağı anlaşılmaktadır. Kutsal emanetler İstanbul'da olduğuna göre Hz. Mehdi (as)'ın de İstanbul'da olacağı son derece açıktır.
Ancak diğer yandan, Hz. Mehdi (as)'ın doğduğu ve İslam aleminin batısında kalan şehir ile fethedeceği şehrin ayrı medineler yani ayrı şehirler olduğunu da yine rivayet edilen hadislere bakarak anlamamız mümkündür.
Örneğin Hz. Mehdi (as)'ın fethedeceği medinenin yani İstanbul şehrinin, denizde kuru bir yol açılarak geçilen yani köprü sisteminin kullanıldığı bir şehir olduğu hadisteki anlatımdan anlaşılmaktadır.
Konstantiniyye'nin fethi sırasında sabah namazı için abdest alırken bir bayrak dikecek.Deniz ikiye ayrılarak su kendiliğinden uzaklaşacak ve açılan yolu takip eden Hz. Mehdi karşı kıyıya geçecektir. Sonra bir bayrak daha dikecek ve diyecek ki: Ey insanlar, ibret alınız. Deniz Beni İsrail' e nasıl yol verdiyse bize de öyle yol verdi. Ondan sonra hepsi tekrar tekrar tekbir getirecek ve 12 tekbir ile şehrin 12 burcu da düşecektir. (El-Kavl-ül Muhtasar fi Alametil Mehdiyyül Muntazır, s. 57)
Ayrıca hadiste Hz. Mehdi (as)'ın bu şehirde sancağı dikeceği de bildirilerek şehrin Peygamberimiz (sav)'in sancak-ı şerifinin bulunduğu İstanbul olduğu açıkça anlaşılmaktadır.

HZ. MEHDİ (AS) KAFKASYA'DAN GELECEKTİR

Seyyid Ahmed Hüsameddin (ra) İstihraçname'sinde Hz. Mehdi (as)'ın doğuş yeriyle ilgili şöyle bir not düşmüştür:
Müslümanlardan bir zat (Hz. Mehdi (as)) gelecek, bu zatın şerefi KAFKASYA'NIN EN ULUDAĞINDAN etrafa Güneş'in şuaı (ışık hüzmeleri gibi) gibi şulenisar olacaktır (etrafa ışıltılar saçacaktır). (Osman Yüksel Serdengeçti, Mabedsiz Şehir, Serdengeçti Neşriyatı: VI, s. 107)

HZ. MEHDİ (AS)'IN AZ KARDEŞİ OLACAKTIR

"Kardeşi az olandır... " (Risalet ül Mehdi s. 161)

HZ. MEHDİ (AS) BEKAR OLACAKTIR

Mes'ûdî şöyle nakletmektedir: "Ali b. Hazma, İbn-i Sirâc ve İbn-i Ebi Said, bir ara İmam Rıza'nın (as) huzuruna vardıklarında Ali B. Hazma İmam'a şöyle arzetti: "Ey Resulullah'ın oğlu, biz, siz (Ehli Beyt imamların)dan şöyle nakletmişiz ki; HER İMAM ÖLMEDEN ÖNCE MUTLAKA EVLADINI GÖRÜR. (Acaba bu doğru mudur?) İmam (as) cevabında şöyle buyurdu: "Şunu da hadise eklediniz mi "KÂİM (HZ. MEHDİ (AS)) HARİÇ?" (İsbât-ül Vasiye (Mes'udî), s. 201)

HZ. MEHDİ (AS)'IN İSMİ

Peygamberimiz (sav)'in hadislerinde Hz. Mehdi (as)'ın isminin Peygamberimiz (sav)'in ismine, Hz. Mehdi (as)'ın babasının adının da Peygamberimiz (sav)'in babasının adına uygun olacağı belirtilmiştir.
Ebu Davud ile Tirmizi'nin İbni Mesut (ra)'dan nakil ettiklerine göre, Allah'ın Resulü (sav) şöyle buyurmuştur:
"Onun (Hz. Mehdi (as)'ın) ismi ismime, babasının ismi de babamın ismine muvafık olacaktır..."(Muhammed B. Resul Al-Hüseyni El Berzenci, Kıyamet Alametleri, s.159-160)
Ebu Hureyre (ra)'dan rivayete göre, Resulullah (sav) şöyle buyurmuştur:
"Dünya hayatından sadece bir gün kalmış olsa bile, benim Ehl-i Beyt'imden ismi ismime uygun olan bir zat (Hz. Mehdi (as)) gelinceye kadar Allah o günü muhakkak uzatır." (Ahmed b. Hanbel "Müsned" inde tahric etmiştir.)
Abdullah b. Ömer (ra)'dan rivayete göre;
Resulullah (sav) şöyle buyurmuştur: "Benim Ehl-i Beyt'imden ismi, ismime uygun olan bir zat (Hz. Mehdi (as)) bütün Araplar üzerine hakimiyet kuruncuya kadar dünya (yok olup) gitmez."
Başka bir rivayete göre, şöyle buyurmuştur:
"Dünya hayatından sadece bir gün kalmış olsa bile, benim Ehl-i Beyt'imden ismi ismime uygun olan bir zat (Hz. Mehdi (as)'ı) gönderinceye kadar Allah o günü muhakkak uzatır. O, daha önce zulüm ve eziyet ile doldurulmuş olan dünyayı hak ve adaletle dolduracaktır." (Tirmizi, Ebu Davud, Nesai, Beyhaki ve Ebu Amr Ed-Dâni tahric etmişlerdir.)
Yine Abdullah b. Ömer (ra)'dan başka bir rivayete göre şöyle buyurmuştur:
"Benim Ehl-i Beyt'imden ismi ismime uygun olan bir zat (Hz. Mehdi (as)) (yeryüzünde) hakimiyet kuruncuya kadar dünya (yok olup) gitmez. O, daha önce zulum ve eziyet ile doldurulmuş olan dünyayı hak ve adaletle dolduracaktır." (Ebu'l Kasım Taberâni "El- Mu'cemu's-sagir" eserinde tahric etmiştir. Ayrıca, Tirmizi " El-Cami" eserinde ve Ebu Davud da "Sünen" adlı eserinde yaklaşık olarak aynı manaya gelen fakat bazı lafızların yerleri değişik şekilde tahric etmişlerdir.)
Hadislerde özellikle dikkat çekilen, bu isimlerin birbirlerine "uygun" düşecek olmasıdır. Yani Hz. Mehdi (as)  doğrudan "Ahmed ya da Muhammed" babası da "Abdullah" ismiyle beklenmemelidir. (Doğrusunu Allah bilir)
Ahmet Muhammed Hz. Mehdi (as) ismi Allah'ın ahir zamanda gelecek Hz. Mehdi (as)'a verdiği isimdir. Yani doğumundan ismi "Ahmet Muhammed Mehdi" olmayacaktır. Bu Allah tarafından ona verilen isimdir. Zaten Peygamberimiz (sav) de hadislerinde "Adı adıma uygun düşer" demektedir, "aynısıdır" dememektedir. Aynı şekilde "Babasının adı da benim babamın adına uygun düşer" demektedir. Burada bir işaret, bir sır vardır.
Ayrıca bu konuda şunu da düşünmek gerekir. Eğer bir insanın ailesi çocuklarının Hz. Mehdi (as) olmasını istemiyorsa, ona başka bir isim koyarak, sözde onun Hz. Mehdi (as) olmasını engellemiş olacaktır. Aynı şekilde çocuğunun adını "Ahmed Muhammed" koyarsa da, bir yönüyle sözde eğer olursa çocuğunun Hz. Mehdi (as) olmasını garantilemiş olacaktır. Böyle bir mantığın geçerli olmayacağı çok açıktır. Allah dilediği kişiyi kaderde seçmiş ve onu, "Ahmet Muhammed Mehdi" olarak adlandırmıştır. Bir kimsenin doğuştan bu isimle adlandırılması ya da adlandırılmaması bu durumu engelleyemeyecektir.

PEYGAMBERİMİZ (SAV)'İN SOY ŞECERESİ

ADNAN'ın iki oğlu olmuştur. Onlar: MAAD ve Âk'tır. MAAD'ın dört oğlu vardır:
NİZAR, Kudâa, Kunus ve İyâd. NİZAR'ın da üç oğlu olmuştur. İsimleri:
MUDAR, Rabia ve Enmâr'dır. MUDAR'ın iki oğlu vardır. Bunlar:
İLYAS ve Aylân'dır. İLYAS'ın üç oğlu dünyaya gelmiştir. İsimleri:
MÜDRİKE, Tabîha ve Kamaa'dır. MÜDRİKE'nin iki oğlu olmuştur. Adları:
HUZEYME ve Hüzeyl'dir. HÜZEYME'nin de dört oğlu olmuştur: Onlar:
KİNANE, Esed, Esede ve Hûn'dur. KİNANE isimli dedesinin dört oğlu vardır:
NADR, Mâlik, Abdi Menâf ve Milkân. NADR'ın iki oğlu olmuştur. İsimleri:
MÂLİK ve Yahlud'tur. MÂLİK'in tek oğlu vardır. O da FİHR'dir. Bu zâtın dört oğlu dünyaya gelmiştir. İsimleri:
GÂLİB, Muhârib, Hâris ve Esed'tir. GÂLİB'in iki oğlu olmuştur. Onlar:
LÜEYY ve Teym'dir. LÜEYY'in dört oğlu bulunmaktadır. Adları:
KA'B, Âmir, Sâme ve Avf'tır. KA'B'ın da üç oğlu dünyaya gelmiştir. Onlar:
MÜRRE, Adiy, Husayn'dır. MÜRRE'nin üç oğlu bulunmaktadır. İsimleri:
KİLÂB, Teym ve Yakaza'dır. KİLÂB'ın da iki oğlu vardır:
KUSAY, Zühre: KUSAY'ın dört oğlu iki kızı vardır. İsimleri:
ABDİ MENÂF, Abdüddâr, Abdüluzzâ, Abdi Kusay. Kızları: Tahmür, Berre'dir. ABDİ MENÂF'ın dört oğlu dünyaya gelmiştir. Adları:
HÂŞİM, Abdüşşems, Muttalib ve Nevfel'dir. HÂŞİM'in dört oğlu ve beş tane kızı vardır. İsimleri:
ABDÜLMUTTALİB (ŞEYBE), Esed, Ebû Sayfî. Kızları: Şifâ, Hâlide, Zaife, Rukayye ve Hayye'dir. Peygamberimizin dedesi Abdül-Muttalib'in on oğlu ve altı kızı bulunmaktadır. Bu çocukların hepsi bir anneden olmadığı için onları annelerine göre sıralandırmak istiyoruz:
ABDULLAH, Ebû Tâlib, Zübeyr; Ümmü Hakim Beyzâ, Atika, Ervâ, Berre. Bunların anneleri Fâtıma'dır. Abbâs, Dırâr. Bu iki oğlunun annesi Nüteyle'dir. Hamza, Mukavvim, Hacı adlı oğulları ile Safiyye adındaki kızlarının annesi ise Hâle'dir. Hâris adındaki oğlunun annesi Semrâ'dır. Ebû Leheb (Abdüluzza). Bunun annesi Lübni'dir.
Hz. Âmine'nin annesi Berre, onun annesi ise Ümmü Habib'tiba tarafına gelince, Hz. Âmine'nin babası Vehb, onun babası Abdi Menâf, onun babası da Zühre'dir. Hz. Abdullah'ın baba şeceresi açıklanmış bulunmaktadır. Annesi Fâtıma, onun vâlidesi Sahre, onun annesi Tahmür'dür. Her ikisinin soyu KİLAB'dabirleşmektedir.

HZ. ALİ, KASİDE-İ ERCÜZE'DE PEYGAMBERİMİZ (SAV)'İN ADININ ADNAN OLDUĞUNU BİLDİRMEKTEDİR

 (Bir olay üzerine Hz. Ali'ye Ebu Turab künyesini veren Hazreti Peygamberimiz (sav)'e, Hz. Ali "Hadi olan Mustafa Adnan Peygamberi" diye hitap ettiği anlatılmaktadır.)
Bundan dolayı iki isim sahibi oldum. Bir de künye ki daha önce hiç duymamıştım. Ebu Turab ki bana bu künyeyi vermişti: Hâdî olan Mustafa (asm) Adnan peygamberi...

HZ. MEHDİ (AS)'IN İSİMLERİ

EL MEHDİ: Hidayet Olunmuş, Hidayete Ermiş
EL HÂDİ: Hidayete Sevk eden, Doğru Yola Ulaştıran
EL KAİM: Hak İçin Kıyam Eden, Ayakta Duran
EL HÜCCET: Reddi Mümkün Olmayan Kesin Delil
EL MUNTAZAR: Herkes Tarafından Beklenen
MEHDİ-Yİ MUNTAZAR: Beklenen Mehdi
İMAM-I MUNTAZAR: Beklenen İmam (manevi lider)
HALEF-İ SALİH: Allah Evliyalarının Liyakatli Halifesi (manevi lideri)
MANSUR: Allah Tarafından Yardım Edilen
SAHİBİ'L-EMR: İlahi Adaleti Uygulamakla Sorumlu Olan
SAHİBÜ'Z-ZAMAN: Zamanın Sahibi
VELİYİ ASR: Asrın Velisi, Zamanın Tek Hakimi, Zamanın Tek Rehberi
MEHDİ-Yİ MEV'UD: Vadedilmiş Mehdi
İMAM-I ASR: Asrın İmamı (manevi lideri)
SAHİB'ÜD DAR: Yurdun Sahibi (manevi sahibi)
BAKİYYETULLAH: Allah'ın Yeryüzünde Geriye Kalan Tek Hücceti ve Son İlahi Manevi Lideri
KÂİM-İ AL-İ MUHAMMED (AS): Peygamberimiz (sav)'in Soyundan gelen, Kıyam Edecek Olan Mehdi
EL HATİM: Hatmeden, Sona Erdiren
NAHİYETÜ'L-MUKADDESE: Kutlanmış Yön, En Yüce ve Kudsi
Abdulmelik İsami (1111). Mekke'de ikamet eden tanınmış tarihçilerdendir. O, "Sımt-ul Nucum-il Avali" diye bilinen dört ciltlik tarih kitabında şöyle yazıyor: "Hz. Mehdi (as)'ın lakapları ise HÜCCET, HALEF-İ SALİH, KÂİM, MUNTAZAR, SAHİB-ÜZ ZAMAN VE HEPSİNDEN DAHA MEŞHUR OLAN İSE MEHDİ'DİR...(Sımt-ul Nucum-il Avali, c. 4, s. 138)
Mahmud b. Vahib Kızoğlu Bağdadi-i Hanefi: "Cevheret-ul Kelam" adlı kitapta şöyle yazar: "... Hz. Mehdi (as)'ın LAKAPLARI İSE MEHDİ, KÂİM, MUNTAZAR, SAHİB-ÜZ ZAMAN, HÜCCET'TİR..." (Cevheret-ul Kelam, s. 157)
Abdurrahman-i Sufi. Farsça olan "Mirat-ul Esrar" kitabının yazarıdır. "Tuhfet-u İsna Aşeriyye" kitabının yazarı Abdulaziz Dehlevi'nin babası Şah Veliyullah Dehlevi, "el-İntibah fi Selasil-i Evliyaullah ve Esanid-i Varisi Resulullah sallâ'llâhu aleyhi ve alih" adlı kitapta ondan naklederek, İmam-ı Zaman (Hz. Mehdi (as)) hakkında şöyle yazıyor: ... (HZ. MEHDİ (AS)'IN) LAKAPLARI İSE MEHDİ, HÜCCET, KÂİM, MUNTAZAR, SAHİB-ÜZ ZAMAN'DIR.
Ömer b. Zahir rivayet ediyor:
"Birisi, İmam Cafer Sadık'a; "Kaim'e (Hz. Mehdi (as)'a), Emirel-müminin, diye selam gönderebilir miyiz", diye sordu. İmam buyurdu; "Hayır..." Adam sordu: "PEKİ ONU (HZ. MEHDİ (A.)'A) NE DİYE SELAMLAYAYIM?" HAZRETLERİ: "SELAM OLSUN SANA EY BAKİYETULLAH DİYEREK" BUYURDU.

HZ. MEHDİ (AS)'A PEYGAMBERİMİZ (SAV)'İN HİTAPLARI

Hz. Mehdi (as) Cennetin tavuskuşu (süsü) dur. (Bihar-ül Envar, Cilt 51, Sayfa:105)
"Kıyamet yaklaştığı zaman ve müminlerin kalbi; ölüm, açlık, fitneler, sünnetlerin kaybolması, bid'atlerin ortaya çıkması, emri bil maruf ve nehyi anıl münker (iyiliği emredip kötülükten menetme) imkanlarının kaybolması gibi sebeplerle zayıfladığı zaman benim evlatlarımdan Hz. Mehdi (as) ile Cenab-ı Hak sünnetleri ihya eder. Onun adalet ve bereketi ile müminlerin kalbi ferahlar, Acem (Arap olmayan) ve Arap milletleri arasında ülfet ve muhabbet yerleşir." (Kitab-ül Burhan Fi Alameti-il Mehdiyy-il Ahir Zaman, s. 66)
Hz. İmam Hüseyin (as)'ın şöyle buyurduğu rivayet olunmuştur: "Hz. Mehdi (as) kıyam ettiğinde halk onu tanımayacaktır. Zira O (HZ. MEHDİ (AS)) HALKA GÜZEL SİMALI BİRİ OLARAK GELECEKTİR... " (Ikd-üd Dürer, s. 41)
"MAVERAÜNNEHİR'DEN BİR ZAT (HZ. MEHDİ (AS)) ÇIKAR, ONA EL-HÂRİS (ARSLAN) DENİR. Onun askerlerinin kumandanı olan bir adam vardır ki ona da Mansur denilir. O El-Haris, tıpkı Kureyş'in Resulullah (sav)'a zemin hazırladığı gibi o da Al-i Muhammed'e zemin hazırlar veyâ onları yerleştirir (ravi şek etmiştir). Her mümine, ona yardım etmek veya davetine icabet etmek (ravi şek etmiştir) vaciptir". (Ebu Davud, Mehdi 1, (2452)), Ravi: Hz. Hilal İbnu Amr (r.a.), (Et-Tac, Ali Nâsıf el-Hüseynî, c. 5, s. 617), (Sünen-i  Ebu Davud Terceme ve Şerhi, Şamil Yayınevi: 14/410)

HZ. MEHDİ (AS)'IN BİR İSMİ DE "ARSLAN"DIR

MAVERAÜNNEHİR'DEN BİR ŞAHIS (HZ. MEHDİ (AS)) ÇIKAR, ONA EL-HÂRİS (ARSLAN) DENİR. Onun askerlerinin kumandanı olan bir adam vardır ki ona da Mansur denilir. O El-Haris, tıpkı Kureyş'in Resulullah (sav)'e zemin hazırladığı gibi o da Al-i Muhammed'e zemin hazırlar veyâ onları yerleştirir (ravi şek etmiştir).Her mümine, ona yardım etmek veya davetine icabet etmek (ravi şek etmiştir) vaciptir". (Ebu Davud, Mehdi 1, (2452)) Ravi: Hz. Hilal İbnu Amr (ra) (Et-Tac, Ali Nâsıf el-Hüseynî, c. 5, s. 617) (Sünen-i  Ebu Davud Terceme ve Şerhi, Şamil Yayınevi: 14/410)
Haris aslan demektir.
Numani'nin Gaybeti: "Ey inananların Efendisi, bize senin Hz. Mehdi (as)'ın hakkında haber ver." İnananların Efendisi dedi ki: "... HZ. MEHDİ (AS) HAZIRLIKLI, ETKİ ALANI GENİŞ, MUZAFFER BİR ARSLANDIR... " (Kitab-ül Gaybet, [Bihar-ul Envar, cilt 51], Ansariyan Yayıncılık, Derleyen: Muhammed Bakır el-Meclisi, İran-Kum, 2003, s. 184)

24 Eylül 2013 Salı

Hz. İsa (a.s.) Ve Hz. Mehdi (a.s.) Bu Yüzyılda Gelecek

Hangi büyük İslam Alimleri, Peygamberimiz (sav)'in Hadislerine dayanarak Dünya'nın ömrünün 7000 yıl olduğunu bildirmiştir?

BEDİÜZZAMAN SAİD NURSİ - TABERİ - BERZENCİ - DEYLEMİ - BİSTAMİ - AHMED BİN HANBEL - SUYUTİ - MENAVİ - İBN-İ KESİR

1) BEDİÜZZAMAN SAİD NURSİ İNSANLIĞIN ÖMRÜNÜN 7000 YIL OLDUĞUNU BELİRTMİŞTİR:

"... ZAMAN-I ÂDEM'DEN (HZ. ADEM (AS) ZAMANINDAN) TA KIYAMETE KADAR, EYYAM-I ŞER'İYYE (KURAN GÜNLERİ) İLE TABİR EDİLEN YEDİ BİN SENE..." (Barla Lahikası S. 286)
"ÜMMETİMDEN BİR TAİFE ALLAH'IN EMRİ GELİNCEYE KADAR (KIYAMETE KADAR) HAK ÜZERİNDE OLACAKTIR." 

"Ümmetimden bir taife.." fıkrasının (bölümünün) makam-ı cifrîsi (cifir hesâbına göre olan netice, sayı değeri) 1542 (2117) ederek nihayet-i devamına (varlığının sonuna) îma eder. "Hak üzerinde olacaktır." (şedde sayılır) fıkrası dahi; makam-ı cifrîsi 1506 (2082), bu tarihe kadar, gizli ve mağlubiyet içinde vazife-i tenviriyesine (aydınlatma görevine) devam edeceğine remze (işarete) yakın îma eder. "ALLAH'IN EMRİ GELİNCEYE KADAR" (ŞEDDE SAYILIR) FIKRASI DAHİ; MAKAM-I CİFRÎSİ 1545 (2120), KÂFİRİN BAŞINDA KIYAMET KOPMASINA ÎMA EDER. (Kastamonu Lahikası, s. 33)
Said Nursi ümmetin ömrünün HİCRİ 1506 yılına kadar olacağını söylemektedir:

"... Birinci cümle, BİN BEŞ YÜZ (1500) makamiyle ahir zamanda bir taife-i mücahidinin (din için çalışanların) son zamanlarına ve ikinci cümle, BİN BEŞ YÜZ ALTI (1506) makamiyle galibane (galip olan) mücahedenin (Allah yolunda gösterilen çabanın) tarihine... işaret eder. (...) bu tarihe kadar (1506) zahir (görünen) ve aşikarane (açık, belli), belki galibane devam edeceğine remze yakın (işaret yoluyla) ima eder."(Sikke-i Tasdik-i Gaybi, s. 46)

2) TABERİ DÜNYA'NIN ÖMRÜNÜN 7000 YIL OLDUĞUNU İFADE ETMİŞTİR:

"... Abdullah bin Abbas rivayetinde Hz. Adem'den Hz. Nuh'a kadar; 2256 yıl, Nuh'dan İbrahime; 1079 yıl. Hz. Musa'dan, Hz. Süleyman'ın Beyti Makdis mescidini bina edinceye kadar; 506 yıl. Ondan İskender'e kadar; 220 yıl. İskender'den Hz. İsa doğuncaya kadar 369 yıl. Hz. İsa'dan Peygamberimize kadar 551 yıl. Aradaki 434 yıl Fetretten sayılmıştır. Ancak Havarilerin etrafa dağılıp bu işi yaptıkları ifade edilmekte VE DÜNYA'NIN 7000 YIL KILINDIĞI İFADE EDİLMEKTEDİR..."(Taberi tercümesinden. sh. 289-290.)

3) KİTAB-ÜL BURHAN Fİ ALAMET-İL MEHDİYY-İL AHİR ZAMAN KİTABINDA DÜNYA'NIN ÖMRÜNÜN 7000 YIL OLDUĞU BELİRTİLİR:

Enes Malik 'den tahric etti. O dedi ki, Resulullah (sav) buyurdu:

Dünya'nın ömrü, ahiret günlerinde yedi gündür. Allah-u Teala buyurdu ki: Rabbin Katında bir gün sizin saydıklarınızdan bin yıl gibidir.

Enes b. Malik 'den O dedi ki Resulullah (s.a.v) buyurdu:

Enes bin Malik'den: "Kim bir din kardeşinin, Allah yolunda ihtiyacını görürse, Allah onun için gündüzlerini oruçla, gecelerini de, ibadetle geçirmişçesine, ŞU DÜNYA'NIN YEDİ BİN YILLIK ÖMRÜ MÜDDETİNE sevab yazar."(Kitab-ül Burhan fi Alamet-il  Mehdiyy-il Ahir Zaman, sh. 88)
İbni Abbas'dan sahih olarak nakledilen şöyle bir rivayet vardır, O dedi ki; DÜNYA YEDİ GÜNDÜR, HER BİR GÜN BİN YIL GİBİDİR ve Resulullah (sav) de onun sonunda gönderildi. (Kitab-ül Burhan Fi Alamet-il Mehdiyy-il Ahir Zaman, 89)
Dakkak b. Zeyd-ü Cüheni'den rivayet ettiler. Ben gördüğüm bir rüyayı Resulullah (sav)'e anlattım. Bu rüyada Peygamber (sav) yedi basamaklı bir minberin en üst basamağında idi: O buyurdu ki, Yedi basamaklı gördüğün MİNBER ŞU DÜNYA'NIN ÖMRÜ OLAN YEDİ BİN SENEDİR... (Kitab-ül Burhan Fi Alamet-il Mehdiyy-il Ahir Zaman, 89)

4) DERLEME HADİS KİTAPLARINDA DÜNYA'NIN ÖMRÜNÜN 7000 YIL OLDUĞU BELİRTİLMEKTEDİR:

"ADEM'DEN KIYAMETE KADAR DÜNYA'NIN VE İNSANLIĞIN ÖMRÜ 7000 YILDIR."

(Kenzu'l-Ummal, h.no: 16459.)

(Muhammed Tahir b. Ali el-Hindî, Tezkiretu'l-Mevduat, I/223.)

Sahavî, el-Makasıdu'l-hasene (DEYLEMİ'den naklen), I/693, h.no: 1243.

Munavî Feyzu'l-Kadir, III/547; h.no: 4278 (Deylemi'den naklen)
"... SABİLER VE DİĞER ÜÇ SEMAVÎ DİNİN MENSUPLARI DÜNYA'NIN ÖMRÜNÜN 7000 YIL OLDUĞUNDA İTTİFAK ETMEKTEDİRLER..."
(Bayezid Bistamî, Miftahu'l-Cifr)

5) PEYGAMBER EFENDİMİZ (SAV) ÜMMETİNİN ÖMRÜNÜN 1500 SENEYİ AŞMAYACAĞINI HABER VERMİŞTİR:

"Benim ümmetimin ömrü 1500 SENEYİ PEK GEÇMEYECEK."
(Suyuti, el-Keşfu an Mücavezeti Hazihil Ümmeti el-Elfu, el-havi lil Fetavi, Suyuti. 2/248, tefsiri Ruhul Beyan. Bursevi. (Arapça) 4/262, Ahmed bin Hanbel, Kitâbu'l-İlel, sh. 89.)
İmam Suyuti, Peygamberimiz (sav)'in hadislerinde ÜMMETİN ÖMRÜNÜN 1500 SENEYİ AŞMAYACAĞINI bildirdiğini haber vermektedir:

Bu ümmetin ömrü bin (1000) seneyi geçecek fakat bin beş yüz (1500) seneyi aşmayacaktır. (Kıyamet Alametleri, s. 299) (Celaleddin Suyuti'nin "El-Kesfu Fi Mücazeveti Hazin el-Ümmeti El Elfe Ellezi Dellet Aleyh el-Asar" isimli kitabından nakil)

6) PEYGAMBERİMİZ (SAV)'İN "BEN İNSANLIĞIN İKİNDİ VAKTİNDE GELDİM" HADİSİ:

BEN İNSANLIĞIN İKİNDİ VAKTİNDE GELDİM. (Ahmed bin Hanbel. İlel.sh. 89.)
Bu hadis, "Benim ümmetimin ömrü 1500 SENEYİ pek geçmeyecek." hadisi ile birlikte düşünüldüğünde;
GÜNÜN DÖRTTE YA DA BEŞTE BİRİ OLAN İKİNDİDEN AKŞAMA KADARKİ VAKTİ 1500 YIL KABUL ETTİĞİMİZDE, İNSANLIĞIN ÖMRÜNÜN 6000 - 7500 YIL ARASINDA OLDUĞU ORTAYA ÇIKAR. (Doğrusunu Allah bilir.)

AHİR ZAMAN ALAMETLERİNİN SON 30 YILDA TOPLUCA TAHAKKUKU, DÜNYA'NIN ÖMRÜNÜN 7000 YIL OLDUĞUNU TEYİT ETMEKTEDİR

Peygamber Efendimiz (sav)'den rivayet edilen ve en büyük hadis imamlarından olan İmam Suyuti'nin naklettiği 8 sahih hadiste Dünya'nın ömrünün 7000 yıl olduğu, Peygamberimiz (sav)'e kadar bu sürenin 5600 yılının geçtiğini haber verilmiştir.
7000'den 5600'ü çıkarttığımızda geriye 1400 sene kalmaktadır.
Başka bir hadiste ise Peygamberimiz "Ümmetin ömrünün 1500 seneyi pek geçmeyeceğini" haber vermiştir.
Şu anda Hicri 1430 yılında olduğumuzu ve Hicri 1500 yılına kadar da Hicri 14. yüzyılın içinde olduğumuzu hesaba katarsak o zaman Hz. Mehdi (as)'ın mutlaka bu yüzyıl içinde çıkması gerektiği anlaşılmaktadır.
Çünkü geriye Hz. Mehdi (as)'ın çıkabileceği başka bir yüzyıl kalmamaktadır.
Hicri 1400'ün başından itibaren Peygamberimiz (sav)'in hadislerinde bildirdiği ahir zaman alametlerinin hemen hepsinin ardı ardıra tahakkuk etmesi ahir zamanda olduğumuzu ve Hz. Mehdi (as)'ın bu yüzyıl içerisinde çıkacağını açıkça göstermektedir.
Ayrıca bütün bu alametlerin son 30 yıl içinde topluca gerçekleşmiş olması,  Dünya'nın ömrünün 7000 yıl olduğunu, Peygamberimiz (sav)'e kadar bu sürenin 5600'ünün geçtiği ve İslam ümmetinin icabet ömrünün de 1500 seneyi pek geçmeyeceği yönündeki hadisleri teyit etmektedir. (Kitabın ilerleyen sayfalarında bu alametler detaylı olarak anlatılmaktadır)

RESULULLAH (SAV)'DEN SONRA KIYAMET YAKINDIR

Resulullah (sav): "Ben kıyametin kopacağı aynı saatte gönderildim. Ancak, şunun şunu geçmesi gibi ben kıyamet saatini geçip biraz evvel geldim!" buyurdular ve orta parmağı ile şehadet parmağını gösterdiler. (Kütübi Sitte, Müstevrid İbnu Seddad el-Fihri'den ravi edilmiştir, hadis no 5026) Tirmizî, Fiten 39, (2214).] [50]
Resulullah (sav): "Ben kıyamet şöyle yakın olduğu halde gönderildim!" buyurdular ve şehadet parmağıyla orta parmağını yanyana gösterdiler. (Kütübi Sitte, Sehl İbnu Sa'd'dan ravi edilmiştir, hadis no 5025) [Buharî, Rikak 39, Tefsir, Nâziat 1, Talak 25; Müslim, Fiten 132, (2950).] [49]
Abdullah İbnu Havale el-Ezdi (ra)`nin yanına indim. Bana: "Resulullah (sav) bizi, ganimet alalım diye yaya olarak gönderdi. Biz de döndük ve hiçbir ganimet elde edemedik. Yorgunluğumuzu yüzlerimizden anlayıp aramızda doğrularak: "Ey Allah'ım, onları bana tevkil etme; ben onları üzerime almaktan acizim! Onları kendilerine de tevkil etme, bu işten kendileri de acizdirler. Onları diğer insanlara da tevkil etme kendilerini onlara tercih ederler!" buyurdular. Sonra elini başımın üstüne koydu ve: "Ey İbnu Havale! Hilafetin (Medine`den) Arz-ı Mukaddese`ye (Suriye`ye) indiğini görürsen, bil ki artık zelzeleler, kederler, büyük hadiseler yakındır. O gün kıyamet, insanlara, şu elimin, başına olan yakınlığından daha yakındır" buyurdu. (Kütübi Sitte, İbnu Zuğb el-Eyadi'den ravi edilmiştir)
Şu hadiseler meydana gelmedikçe kıyamet kopmayacaktır… depremler çoğalacak… (Ramuz-El Ehadis, 476/11)
Kıyametten önce iki büyük hadise vardır… ve sonra da zelzeleli yıllar. (Ramuz-El Ehadis, 187/2)
Şu hadiseler meydana gelmedikçe kıyamet kopmayacaktır… Ölümler ve katliamlar yaygın hale gelecek… (Camiü's-Sagir, 3:211, Müsned, 2:492, 4:391, 392)
Resulullah (sav) buyurdular ki: "Zaman yakınlaşmadıkça kıyamet kopmaz. Bu yakınlaşma öyle olur ki, bir yıl bir ay gibi, ay bir hafta gibi, hafta da bir gün gibi, gün saat gibi, saat de bir çıra tutuşması gibi (kısa) olur." (Kütübi Sitte, Enes'den ravi edilmiştir, hadis no 5041)

GÜNEŞ BATIDAN DOĞDUKTAN SONRA KIYAMETE 120 SENE KALMASI MÜMKÜN DEĞİLDİR

Peygamber Efendimiz (sav) bir hadisinde kıyametin büyük alametlerinden biri olarak Güneş'in Batıdan doğacağını haber vermiştir.
"Güneş batıdan doğacak, insanlar topluca îmân edecek, ancak daha önce îmân etmemiş olanların îmânları kendilerine bir yarar sağlamayacaktır." (Tecrid-i Sarih Tercümesi, XII 307; Müslim, Fiten, 118)
Hicri 13. Asrın büyük müceddidi Said Nursi Hazretleri ise bu mucizevi olayın nasıl gerçekleşebileceğini Şualar kitabında şu şekilde izah etmiştir:
Güneş'in mağripten çıkması ve zeminden dâbbetü'l-arzın zuhurudur. Amma güneşin mağripten (batıdan) tulûu (doğması) ise, bedahet derecesinde (ispata ihtiyaç duyulmayacak derecede) bir alâmet-i kıyamettir. Ve bedaheti (aşikarlığı) için, aklın ihtiyarı ile bağlı olan tevbe kapısını kapayan bir hadise-i semâviye (Allah'ın yarattığı olay) olduğundan, tefsiri ve mânası zâhirdir (yorumu ve anlamı açıktır), tevile ihtiyacı yoktur. Yalnız bu kadar var ki: Allahu a'lem, o tulûun (doğuşun) sebeb-i zâhirîsi (görünürdeki sebebi): Küre-i arz (dünya) kafasının aklı hükmünde olan Kur'ân onun başından çıkmasıyla zemin divâne (aklı başında olmayan) olup, izn-i İlâhî (Allah'ın izni) ile başını başka seyyareye (gezegene) çarpmasıyla hareketinden geri dönüp, garptan şarka (batıdan doğuya) olan seyahatini irade-i Rabbânî (İlahi irade) ile şarktan garba (doğudan batıya) tebdil etmekle (değişerek) güneş garptan (batıdan) tulûa (doğmaya) başlar. Evet, arzı şems (güneş) ile, ferşi Arş (yer ve gök) ile kuvvetli bağlayan hablullahi'l-metîn (Allah'ın manevi ipi) olan Kur'ân'ın kuvve-i câzibesi (çekim kuvveti) kopsa, küre-i arzın (yeryüzünün) ipi çözülür, başıboş, serseri olup aksiyle ve intizamsız hareketinden güneş garptan çıkar. Hem müsademe neticesinde (çarpışma sonucunda) emr-i İlâhî ile kıyamet kopar diye bir tevili vardır. (Şualar, Beşinci Şuâ, s. 510)
Hadis-i şerifte bahsi geçen olayla ilgili Said Nursi Hazretleri'nin açıklamaları da gözönünde bulundurulduğunda kıyametin hemen öncesinde yaşanacak olan bu büyük alametin, muhtemelen bir kuyruklu yıldızın çarpmasıyla Dünya'nın dönüş yönünün tersine dönmesi sonucu tahakkuk edeceği anlaşılmaktadır. Gerçekleşecek olan bu önemli değişim sonrasında peş peşe büyük depremler, kuvvetli fırtınalar oluşacak, tsunamiler meydana gelecek, yer çekimi bozulacak, atmosfer tabakası kalmayacak, ozon tabakası bozulacak, bunun sonucunda uzaydaki tüm zararlı ışınlar Dünya'ya ulaşacak ve benzeri daha başka pek çok doğa felaketi yaşanacak, büyük bir ihtimalle de kıyamet süreci bu şekilde başlamış olacaktır. Fizik kurallarının ortadan kalkacağı böyle bir ortamda yaşama imkanı olmayacağı için, İMTİHAN ORTAMI DA TAMAMEN BİTECEKTİR. Bediüzzaman Hazretleri'nin bu önemli ve ihtişamlı olayı "tevbe kapısını kapayan bir ilahi hadise" olarak nitelendirmesi de, Güneş'in Batıdan doğmasının ardından imtihanın ortadan kalkacak olmasına işaret etmektedir.
KIYAMETİN GÜNEŞ'İN BATIDAN DOĞMASINDAN 120 SENE SONRA KOPACAĞINI İDDİA ETMEK İSE BÜTÜN BU İZAHLARLA ÇELİŞEN BİR AÇIKLAMADIR.
Allah dünya ortamını imtihana uygun şekilde yaratmıştır. Dünyada aklın ihtiyarını kaldıracak olayların gerçekleşmesine Allah izin vermez, çünkü aksinde imtihana gerek kalmaz. Allah dünyada mucize olarak yarattığı olayları dahi bir bakış açısına göre bir açıklama getirilebilir şekilde gerçekleştirmektedir. Bunun sonucunda da Allah Kendisi'ne iman eden, Kendi yarattığı olaylardaki derinliği, hikmeti, inceliği görebilen kişilerle, iman etmeyen ya da şüphe içinde olan kişileri birbirinden ayırır. Samimi iman edenlerle, samimiyetsiz, aklı ve imanı zayıf kişilerin aynı konuma gelmemeleri için Allah dünya hayatında aklın ihtiyarını kaldıracak, yani iradelerini, kendi düşünme ve seçme yeteneklerini ortadan kaldırarak görür görmez zorunlu olarak iman etmelerini sağlayacak olaylar yaratmamaktadır.
Güneş'in Batıdan doğması ise çok mucizevi ve aklın ihtiyarını kaldıracak bir olaydır. Bu olayın gerçekleşmesiyle birlikte artık imtihan ortamı bitecek, tevbe imkanı Allah'ın dilemesiyle kalmayacak ve kıyamet başlayacaktır.
Üstad Said Nursi Hazretleri bu durumu Beşinci Şua'da şu hikmetli yönleriyle vurgulamaktadır:
Îman ve teklif (sorumluluk), ihtiyar dâiresinde (irade ve birşeyi tercih edebilme gücü açısından) bir imtihan, bir tecrübe, bir müsabaka (yarışma) olduğundan, perdeli ve derin ve tedkik (inceleme) ve tecrübeye muhtaç olan nazarî mes'eleleri (görüş ve düşünce halinde bulundan ve tatbik edilmemiş meseleler) elbette bedihî (açık ve belirgin) olmaz. Ve herkes ister istemez tasdik edecek derecede zarurî (mecburen inanılacak şekilde) olmaz. Tâ ki Ebu Bekirler âlâ-yı illiyyine (yücelerin en yücesine) çıksınlar ve Ebu Cehiller esfel-i safîline (aşağıların en aşağısına) düşsünler. İhtiyar (birşeyi tercih edebilme gücü, irade) kalmazsa teklif (sorumluluk) olamaz. Ve bu sır ve hikmet içindir ki, mu'cizeler seyrek ve nâdir verilir. Hem dâr-ı teklifte (dünyada) gözle görünecek olan alâmet-i kıyâmet (kıyamet alametleri) ve eşrat-ı saat (kıyametin şartları), bir kısım müteşâbihat-ı Kur'aniye (Kuran'da birbirine benzeyen, mecazi anlamı da olabilen ayetler) gibi kapalı ve te'villi (yorum getirilecek şekilde) oluyor. YALNIZ, GÜNEŞİN MAĞRİPTEN (BATIDAN) ÇIKMASI BEDÂHET DERECESİNDE (İSPATA İHTİYAÇ DUYULMAYACAK ŞEKİLDE AÇIK) HERKESİ TASDİKA (İNANMAYA) MECBUR ETTİĞİNDEN, TEVBE KAPISI KAPANIR, DAHA TEVBE VE ÎMAN MAKBUL OLMAZ. (Beşinci Şua)
Güneş'in Batıdan doğmasının ardından 120 sene daha yaşamın devam edeceği iddiasının yanlışlığı iki yönüyle aşikardır. Birincisi, imtihanın kalmadığı, tevbe imkanının bittiği bir ortamda 120 sene yaşam olması Adetullaha uygun değildir. İkinicisi ise, Güneş'in Batıdan doğmasıyla birlikte peşpeşe başlayacak olan kıyamet olaylarının insan yaşamına olanak bırakmamasıdır. BÜYÜK DEPREMLERİN YAŞANDIĞI, DENİZLERİN YARILDIĞI, TSUNAMİLERİN OLDUĞU, ÇOK ŞİDDETLİ FIRTINALARIN YAŞANDIĞI, ATMOSFERİN KALMADIĞI, OZON TABAKASININ KALKTIĞI, VE DAHA PEK ÇOK OLAĞANÜSTÜ DOĞA FELAKETİNİN TAHAKKUK EDECEĞİ BİR ORTAMDA DEĞİL 120 YIL, 120 SAAT DAHİ YAŞAMAK MÜMKÜN DEĞİLDİR. Böylesine dehşetli, ama aynı zamanda Allah'ın şanının yüceliğinin en mükemmel şekilde tecelli edeceği böyle ihtişamlı bir ortamda OLSA OLSA EN FAZLA 120 DAKİKA YAŞANABİLİR. AMA OLAYLARIN ŞİDDETİ İNSANLARA BU VAKTİ 120 YIL GİBİ HİSSETTİRECEKTİR.
Ancak Peygamber Efendimiz (sav)'in hadiste bahsettiği "Güneş'in Batıdan doğması" ifadesi müteşabih yönüyle de yorumlanabilir. O zaman da hadis Hz. Mehdi (as)'ın zuhuruna işaret etmektedir. Bu hadiste Güneş'ten kasıt Hz. Mehdi (as) olabilir. Nitekim Peygamber Efendimiz (sav)'den rivayet edilen başka bir hadiste de Hz. Mehdi (as)'a Güneş benzetmesi yapılmaktadır.
HZ. MEHDİ (AS) BÜTÜN GAM VE ZULMETLERİ GİDERECEK GÜNEŞ'TİR. İhsanda bulunduğu zaman pek bereketli bir yağmurdur. (Muhammed B. Resul El Hüseyin El Berzenci, Kıyamet Alametleri, s. 188)
Güneş'in Batıdan doğması ifadesindeki batı kelimesinin mecazi yönü de, bu hadisin diğer hadis-i şeriflerle beraber incelenmesi sonucunda açıklık kazanabilir. Nitekim Peygamber Efendimiz (sav)'den rivayet edilen başka bir hadiste Hz. Mehdi (as)'ın "Batıdan" çıkacağı bildirilmektedir:
Hafız Ebu Nuaym'ın rivayet ettiği hadis-i şerifte Resul-i Ekrem Efendimiz şöyle buyurmuştur: İşte (öyle müşkül (sıkıntılı, zorlu) bir) zamanda MAĞRİP (BATI) MEMLEKETİNİN EN UZAK BÖLGESİNDEN ve Resul-i Ekrem Efendimizin muhterem kızı Fatma'nın evlatlarından bir kimse ortaya çıkacaktır. İşte o zat ahir zamanda faaliyette bulunacak olan Mehdi (as)'dır. Ve Mehdi (as)'ın zuhuru da kıyamet alametlerinin ilkidir. (Celaleddin Suyuti'nin Tasnifinden Hadisler, Ahir Zaman Mehdisinin Alametleri, Müellif Ali bin Hüsammeddin el Muttaki, Kahraman Neşriyat Kitabevi, s. 16)
Hadiste Hz. Mehdi (as)'ın "mağrip yani Batı ülkelerinin en uzak bölgesinden" çıkacağı haber verilmiştir. Bilindiği gibi Türkiye, İslam ülkelerinin en batısında yer almaktadır. Hadisteki bilgiler, Hz. Mehdi (as)'ın Türkiye'den çıkacağına işaret etmektedir. Bu hadis gözönünde bulundurulduğunda Güneş'in Batıdan doğacağını haber veren hadis-i şerifteki bilginin de aynı şekilde Hz. Mehdi (as)'ın Batı tarafından zuhur edeceğine işaret ettiği düşünülebilir.
Bu takdirde, Hz. Mehdi (as)'ın zuhuru için, Peygamber Efendimiz (sav)'in diğer hadislerine dayanarak Hicri 1400 yılını esas alırsak, Güneş'in Batıdan doğuşundan 120 sene sonra kıyamet başlayacak ifadesi de Hicri 1520'li yıllara denk gelmektedir. Said Nursi'nin verdiği tarihlerde de Hicri 1520'ler Müslümanlığın zayıflamaya başlayacağı ve inkarcıların sisteminin dünyaya tam hakim olacağı yıllardır. Said Nursi'nin izahlarına göre de bu yıllardan yirmi-yirmi beş yıl sonra kıyamet beklenmektedir. (Doğrusunu Allah bilir)