zaman etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
zaman etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

19 Mayıs 2013 Pazar

Doğada Allah'ın Yaratması


İletişim ve Hedef Belirleme Sistemleri

Yarasaların Radarı

yarasaYarasalar çok ilginç varlıklardır. Onları ilginç kılan özelliklerinin başında ise, olağanüstü yön bulma yetenekleri gelir.
Yarasaların bu yeteneği, bilim adamları tarafından yürütülen bir dizi deneyle ortaya çıkarıldı. Bu canlıların yapısındaki olağanüstü tasarımı görmek için, bu deneyleri biraz inceleyelim:29
Bu deneylerin ilkinde, yarasa tamamen karanlık bir odaya bırakıldı. Aynı odanın bir ucuna ise yarasanın besini olan bir sinek yerleştirildi. Bu andan itibaren odada olup bitenler ise gece görüş kabiliyeti olan kameralarla takip edildi. Sinek havada daha ilk kanat çırpışlarını yaparken odanın bir ucundan hızla harekete geçen yarasa doğrudan sineğin yanına gelerek onu avladı. Bu deney ile yarasaların karanlıkta bile işleyen çok keskin bir algılama kabiliyeti olduğu sonucuna varıldı. Ama yarasanın bu algılaması, işitme duyusundan mı, yoksa sahip olduğu bir gece görüş sisteminden mi kaynaklanıyordu?
İşte bunun için ikinci bir deney yapıldı. Aynı odada bir köşeye bir grup tırtıl yere bırakıldı ve üzerleri bir gazete sayfası ile örtüldü. Serbest kalan yarasa, hiç zaman kaybetmeden, yerdeki gazete sayfasını kaldırarak tırtılları yedi. Bu, yarasanın yön bulma yeteneğinin görme duyusuyla ilgili olmadığını gösteriyordu.
Bilim adamları yarasalarla ilgili deneylerine devam ettiler: Yeni deney uzun bir koridorda gerçekleştirildi. Bir uca yarasa, diğer uca ise yem olarak bir grup kelebek yerleştirilecekti. Ancak bundan önce koridoru diklemesine kesen, birbirine paralel duvarlar yapıldı. Daha sonra da bu duvarların her birine, ancak bir yarasanın geçebileceği kadar genişlikte birer delik açıldı. Ama delikler her duvarın farklı bir noktasındaydı. Yani yarasanın bu duvarları aşması için adeta "slalom" yarışı yapan kayakçılar gibi sürekli manevra yapması gerekecekti.
Zifiri karanlık olan koridorun başındaki yarasanın serbest bırakılmasıyla birlikte bilim adamları gözlemlerine başladı. Yarasa ilk duvara yaklaştığında doğrudan deliğe doğru hareket ederek buradan kolaylıkla geçti. Bundan sonraki her duvarda aynı şey gözlemlendi: Yarasa duvara çarpmak bir yana, duvar yüzeyindeki deliği aramaya bile gerek duymadı. Son duvarı da rahatlıkla geçen yarasa burada yakaladığı kelebeklerle karnını doyurdu.
Bu durum karşısında hayranlıklarını gizleyemeyen bilim adamları, yarasanın algılamasındaki hassasiyeti anlamak için son bir deney daha yapmaya karar verdiler. Bu kez amaç yarasanın algı sınırlarını daha kesin belirlemekti. Yine uzun bir tünel hazırlandı ve tünel boyunca 0.6 mm kalınlığındaki çelik teller tavandan yere inecek şekilde dağınık bir tarzda gerildi. Yarasa, deneyi yapanları bir kez daha şaşırtarak, gerili tellerden hiçbirine takılmadan, tek seferde aralarından geçerek yolculuğunu başarıyla tamamladı. Yarasanın bu uçuşu, 0.6 mm kalınlığındaki telleri bile uzaktan algılayabildiğini gösteriyordu. Daha sonra yapılan diğer araştırmalar, yarasaların bu inanılmaz algılama yeteneklerinin, sahip oldukları bir sonar sistemine bağlı olduğunu gösterdi. Yarasalar, etraflarındaki cisimleri algılamak için, yüksek titreşimli ses dalgaları yayıyorlardı. İnsanlar tarafından duyulamayan bu dalgaların yankıları yarasa tarafından algılanıyor ve böylece hayvan içinde bulunduğu ortamın bir tür "harita"sını çıkarıyordu.30 Yani yarasanın havada uçan küçücük bir sineği algılaması, çıkardığı seslerin sineğe çarpıp geri dönmesiyle oluşan yankıya dayanıyordu. Bu sistemin ne anlama geldiğini biraz düşünelim. Yarasanın sonarla yön bulması, yaydığı seslerin kendisine geri dönme süreleri arasındaki farkı hesaplaması sayesinde mümkün olmaktadır. Örneğin karanlık ve boş bir odanın zeminindeki tırtılı avlayan yarasa deneyini hatırlayalım. Yarasanın tırtılı algılaması şöyle olmaktadır: Yarasa tiz sesli çığlıklar atmakta ve kendisine gelen yankılara göre odanın şeklini tespit etmektedir. Yarasanın çığlığı oda zeminine çarpıp geri dönmekte, yarasa da bu gidip-gelme süresine göre zeminin uzaklığını anlamaktadır. Tırtıl ise, odanın zemini üzerinde 0.5 ya da 1 cm. kadar yükseklik oluşturur. Yani tırtıl yarasaya zeminin genelinden 0.5 ya da 1 cm. kadar daha yakındır. Ayrıca tırtıl çok yavaş olsa da hareket etmekte, bu da kendine çarpıp yansıyan dalgaların frekansını değiştirmektedir. Yarasa, bu ufak farkları bile algılayarak yerde bir tırtıl olduğunu anlayabilir. Yarasa bu işi saniyede 20 bin frekans yayıp, bunların hepsinin yankılarını analiz ederek yapar. Dahası bu işi yaparken hareket halindedir. Tüm bunlar düşünüldüğünde, akıllara durgunluk verecek birer mucize oldukları anlaşılır.
yarasa - karanlık oda deneyi
Yapılan deneylerde, yarasanın zifiri karanlıkta bile duvarlarda açılan delikleri kolaylıkla tespit ettiği ve bunların arasından uçtuğu görülmüştür.
Yarasanın sonarının daha da olağanüstü bir yönü vardır. Yarasanın işitme sistemi yalnızca kendi sesini duyacak biçimde yaratılmıştır. Hayvanın algılayabildiği frekans aralığı çok dardır yani ancak belli frekanstaki sesleri algılayabilir. Ancak işte bu noktada çok önemli bir sorun ortaya çıkmaktadır. Doppler etkisi denen fizik kuralına göre, hareket halindeki bir cisme çarpan sesin frekansı değişir. Bu yüzden, yarasa kendisinden uzaklaşmakta olan bir sineğe doğru ses dalgalarını yaydığında, dönen ses dalgaları yarasanın duyamayacağı bir aralığa düşecektir. Bu nedenle yarasanın hareketli cisimleri algılamada büyük zorluklar yaşaması gerekir.
Doğa fotoğrafçısı Gilles Martin yusufçukları gözlemlerken.
Yarasaların avlarını tespit etmek için kullandıkları sistem, insan yapısı radar ve sonarlardan milyarlarca kez daha verimli ve hassastır. Bu özellik yukarıdaki tablodan rahatlıkla anlaşılmaktadır. İlk kolonda yarasa sonarının, diğer kolonlarda ise insan yapısı radar ve sonarların özellikleri sıralanmıştır.
Ama böyle olmaz. Yarasa her türlü cismi kusursuzca algılamaya devam eder. Çünkü yarasa, Doppler etkisini bilirmişcesine, hareketli cisimlere doğru yolladığı ses dalgalarını değiştirir. Örneğin kendisinden uzaklaşan sineğe en yüksek frekanslı ses dalgasını yollar ki, ses geri döndüğünde duyamayacağı kadar düşük bir frekansa inmesin.
Peki bu ayarlama nasıl gerçekleşir?
Yarasanın beyninde, sonar sistemini denetleyen iki farklı tipte nöron (sinir hücresi) bulunmaktadır; bunlardan biri yansıyan ultrasonu algılar, diğeri bazı kaslara komut vererek yarasanın çığlığını oluşturur. Bu iki nöron beyinde eş güdümlü çalışır; öyle ki yankının frekansı değişince, birinci nöron bunu algılar ve ikinci nöronu baskılayarak veya uyararak, çığlığın frekansının yankının frekansına uymasını sağlar. Sonuçta yarasanın çığlığı ortamın durumuna göre frekans değiştirir ve en verimli şekilde kullanılır.
Tüm bu sistemin evrim teorisinin "tesadüf" açıklamasına indirdiği darbeyi görmemek ise mümkün değildir. Yarasadaki sonar sistem son derece kompleks bir yapıdır ve asla rastgele mutasyonlarla açıklanamaz. Sistemin çalışabilmesi için, tüm ayrıntılarıyla kusursuz olarak var olması zorunludur. Yarasa hem yüksek frekanslarda ses yayacak yapıya, hem bu sesleri algılayıp analiz edecek organlara, hem de hareket değişikliklerine göre frekans ayarlaması yapan sisteme sahip olmalıdır ki, sahip olduğu sonar işe yarasın. Elbette ki tüm bunlar rastlantılarla açıklanamaz ve yarasanın kusursuz bir biçimde Allah tarafından yaratıldığını gösterir.
Bilimsel araştırmalar, yarasalardaki yaratılış mucizelerinin yeni örneklerini ortaya çıkarmaktadır. Ortaya çıkan her yeni mucizede de bilim dünyası bu olağanüstü sistemlerin nasıl çalıştığını çözmeye uğraşmaktadır. Örneğin geçtiğimiz yıllarda yarasalarla ilgili olarak yapılan yeni bir araştırma ortaya çok ilginç sonuçlar çıkardı:31 Mağarada yaşayan bir yarasa grubunu incelemek isteyen bilim adamları, grup üyelerinin bazılarına vericiler yerleştirdi. Gece olunca yarasalar dışarı çıkarak, gün doğana kadar dolaşıp besin ihtiyaçlarını giderlerdi. Bilim adamları ellerindeki alıcılarla saatler boyu süren bu yolculuğu izlediler. Yarasaların, zaman zaman, yaptıkları bu yolculuk nedeniyle mağaradan 50-70 km. kadar uzaklaştıkları tespit edildi. Ancak bilim adamlarını asıl şaşırtan şey, güneşin doğmasına yakın başlayan dönüş yolculuğu oldu. Yarasalar, dönüş yolculuklarını, bulundukları yerden doğrudan doğruya yuvaya uçuş yaparak gerçekleştirdi. Peki yarasalar mağaraya göre hangi yönde ve ne kadar uzakta olduklarını nasıl biliyorlardı?
yarasa sürüsü
1- Yarasaların mağalarından çıktan sonra farklı yönlerde uzun süre dolaştıkları, ancak geri gönüş yolculuklarında doğrudan mağara döndükleri belirlenmiştir. Bu yön tayinini nasıl yaptıkları halen araştırılmaktadır.
2- Yarasa Sürüsü
Nüfusu 50 milyonu bulan dünyanın en büyük yarasa sürüsü Amerika'da yaşar. Sürünün üyeleri olan "özgürkuyruk yarasaları" saatte 95 km hızla 3050 m yükseklikten uçar. Bu o kadar büyük bir sürüdür ki, uçak radarları tarafından tespit edilebilir.
Böyle bir uçuşta yön tayininin nasıl yapıldığına dair detaylı bilgiler henüz elde edilemedi. Bilim adamları, bu uçuşu yapan yarasaların işitme duyusunun böyle bir yolculukta çok fazla işlevi olamayacağını düşünüyorlar. Aynı bilim adamları, yarasaların kör olduklarını da hatırlatarak, kendilerini şaşırtacak kadar üstün olan yeni bir sistemle her an karşılaşabileceklerini belirtiyorlar. Kısacası bilim, yarasa adını verdiğimiz canlılarda yeni yaratılış mucizeleri bulmaya devam ediyor.

24 Nisan 2013 Çarşamba

ZAMAN DEĞİŞKEN BİR ALGIDIR

ZAMAN DEĞİŞKEN BİR ALGIDIR

Güneş doğar, batar ve ertesi gün tekrar doğduğunda “bir gün geçti” deriz. Bu olay 30-31 kez tekrarlandığında bu kez “1 ay geçti” deriz; ama sorulduğunda bu bir ayla ilgili fazla bir detay hatırlamadığımızı, geçen zamanın sanki sadece bir an gibi olduğunu düşündüğümüzü itiraf ederiz. Yine de gözlemlediğimiz tüm bu hareketlilik ve sebep-sonuç ilişkileri bize zamanın geçtiğine dair ipuçları verir. Eğer gündüz geceyi, gece gündüzü takip etmese ve elimizde zamanın geçtiğini gösterir bir saatimiz olmasa, belki de geçen zamanın ne kadar olduğuna, bir günün ne zaman başlayıp ne zaman biteceğine dair doğru bir tahminde bulunmamız mümkün olmazdı. Bu açıdan zaman, bizim için belirli kıyas noktaları olmaksızın, ne hızla aktığı konusunda kesin bir yargıya varamayacağımız bir algıdan ibarettir.

Zamanın hızının algılanması da zamanın psikolojik bir algıdan ibaret olduğunu kanıtlar. Şöyle ki; bir arkadaşınızla buluşmak üzere sokakta beklerken, onun 10 dakikalık bir gecikmesi, size bitmek bilmeyen, çok uzun bir zaman gibi gelebilir. Ya da sabah okula veya işe gitmek üzere uyanan uykusuz bir insana uyuyacağı fazladan bir 10 dakika oldukça uzun gelebilir, hatta bu sayede uykusunun bir kısmını aldığını düşünebilir. Ama tam tersi bir durumda öğrencilik yıllarından hatırlayacağınız gibi -40 dakikalık- adeta bir asır süren bir dersin ardından 10 dakikalık bir teneffüs çok çabuk geçebilir. Ya da özlemle beklediğiniz hafta sonu tatili çok çabuk geçerken, hafta içi iş günleri geçmek bilmez. Kuşkusuz bunlar her insanın yaşadığı hislerdir. Ve bu hisler de zamanın kişiye veya algılayana göre değiştiğinin açık işaretleridir. Siz, kendi içinizde de yaşadığınız bu apaçık gerçeği anlamazlıktan gelmeyin.

Zamanın psikolojik bir algı olduğu gerçeği Kuran’da pek çok ayetle haber verilmiştir. Bu ayetlerden birkaçı şöyledir:

Dedi ki: ‘Yıl sayısı olarak yeryüzünde ne kadar kaldınız?’Dediler ki: ‘Bir gün ya da bir günün birazı kadar kaldık, sayanlara sor.’” (Müminun Suresi, 112-113)

Sizi çağıracağı gün, O’na övgüyle icabet edecek ve (dünyada) pek az bir süre kaldığınızı sanacaksınız. (İsra Suresi, 52)

Gündüzün bir saatinden başka sanki hiç ömür sürmemişler gibi onları birarada toplayacağı gün, onlar birbirlerini tanımış olacaklar… (Yunus Suresi, 45) 

Ayetlerde de görüldüğü gibi insanlar geçen zamanı çok farklı algılayabilmektedirler. İçinde bulundukları dünya hayatı hiç bitmeyecekmiş gibi görünürken, bir anda tükenir ve geriye dönüp baktıklarında en fazla beş on sayfaya sığdırılabilecek kadar detay hatırlarlar. Başka ayetlerde de zamanın farklı durumlarda farklı şekilde olduğuna dikkat çekilmiştir. Bu konudaki birkaç ayet ise şöyledir:

Melekler ve Ruh (Cebrail), ona, süresi elli bin yıl olan bir günde çıkabilmektedir. (Mearic Suresi, 4)

Gökten yere her işi O evirip düzene koyar. Sonra (işler,) sizin saymakta olduğunuz bin yıl süreli bir günde yine O’na yükselir. (Secde Suresi, 5)

19 Nisan 2013 Cuma

ZAMAN BİR ALGIDIR, ZAMANI VE KADERİ ALLAH YARATIR


ZAMAN BİR ALGIDIR, ZAMANI VE KADERİ ALLAH YARATIR - Ebru Altan


Ebru altanZaman bir algıdır, duyu organlarımız tarafından ardı ardına oluşan bazı olayları hissetmemizle oluşan bir algı. Zamanın akışını ancak çevremizde gerçekleşen değişiklikleri izleyerek anlayabiliriz. Örneğin, karşı kaldırımdaki okulun tenefüsünün başlangıç zilinin sesini duyarız. Beş dakika sonra da tenefüsün bitiş zilinin sesini duyarız. İki zil sesi arasında bir vakit geçtiğini düşünürüz ve buna “zaman” deriz. Ya da bir tabak düşer ve kırılır, kağıt yanar küle dönüşür, koşarız ve kısa bir süre içerisinde sokağın başındayken sonuna geliriz. Birbirlerinin sebep ve sonuçları arasında geçen vakit ve o esnada etrafımızda olan olaylar bize zamanın ilerlediğine dair fikirler verir.
Daha önce tecrübe ettiğimiz olaylardan da bir durumun ne kadar zaman alacağı konusunda tahminlerde bulunabiliriz. Daha önce normal bir trafikte bir saatte ulaştığımız bir yere, yine aynı sürede ulaşabileceğimizi düşünürüz, çünkü bu konuda bir tecrübemiz vardır. Ama daha önce aynı yolu hiç gitmemiş birisi, ne kadar da oraya varacağını tam olarak bilemez.
Güneşin doğuşu ve batışı sayesinde bir günün geçtiğini anlarız. Güneş 30 veya 31 kere doğup battığında bu kez bir ay geçti deriz. Ancak sorulduğunda bir ay sanki kısa bir an gibidir. Gözlemlenen hareketlilik, o esnada yaşanan farklılıklar bize zamanın geçtiğini düşündürür. Eğer geceyle gündüz, gündüz ile gece ard arda gelmese, vakti anlayabileceğimiz bir saat de olmasa, kıyas yapamayacağımız için günün bitiş ve başlangıç zamanlarını tahmin edemezdik. İşte bu nedenle zaman belli kıyas noktaları olmadan ne hızda aktığını anlayamayacağımız bir algıdır.
Fizikçi Julian Barbour, zamanın şöyle tarif eder:
Zaman eşyaların pozisyonlarını değiştirme ölçüsünden başka birşey değil. Bir sarkaç sallanır, saatin kolları ilerler. ( Tim Folger, "Buradan Sonsuzluğa", Discover, Aralık 2000, s. 54)
Kısacası zaman, beyinde depolanan hayaller arasında kıyas yapılmasıyla oluşur. Eğer hafıza olmasa, beyin bu tür yorumlar yapamayacağı için zaman algısıda oluşamaz. Bir kişinin "ben elli yaşındayım" demesinin nedeni, beyninde yaşadığı elli yıla ait bazı bilgilerin saklanmış olmasıdır. Bu kişinin hafızası olmasa, yaşadığı 50 yılı bilmeyecek sadece o “an” ile muhatap olacaktır.
Zamanın hızlı ya da yavaş geçmesi de psikolojik bir algıdır. Örneğin 15 dakika içinde çok önemli bir telefon bekliyorsanız, o 15 dakika size 15 saat gibi gelecektir. Okula gitmek üzere yatağınızdan kalkmadan önce uyuduğunuz fazladan 10 dakikada ise saatlerce uyuduğunuzu düşünürsünüz. Okulda 45 dakikalık ders hiç bitmezken 5 dakikalık bir tenefüs bir kaç saniye gibi gelir. Bu hisler zamanın kişiye ve kişinin o an içinde bulunduğu ruh haline göre değiştiğinin ispatıdır.
Allah Kuran’da da zamanın algı olduğunu ayetlerinde bize bildirmiştir.
Dedi ki: 'Yıl sayısı olarak yeryüzünde ne kadar kaldınız?' Dediler ki: 'Bir gün ya da bir günün birazı kadar kaldık, sayanlara sor.'" (Müminun Suresi, 112-113)
Sizi çağıracağı gün, O'na övgüyle icabet edecek ve (dünyada) pek az bir süre kaldığınızı sanacaksınız. (İsra Suresi, 52)
Gündüzün bir saatinden başka sanki hiç ömür sürmemişler gibi onları birarada toplayacağı gün, onlar birbirlerini tanımış olacaklar… (Yunus Suresi, 45)
Allah’ın ayetlerde de bildirdiği gibi insanlar zamanı çok farklı algılayabilirler. Yaşarken dünya hayatı onlara hiç bitmeyecekmiş, önlerinde daha yaşanacak çok uzun yıllar varmış gibi gelir. Oysa yaşadıkları yıllara baktıklarında hatırlanması bir kaç dakikaya sığacak anılar vardır akılda.
Allah, Mearic ve Secde surelerinde de zamanın farklı durumlarda farklı şekilde olduğunu bildirmiştir.
Melekler ve Ruh (Cebrail), ona, süresi elli bin yıl olan bir günde çıkabilmektedir. (Mearic Suresi, 4)
Gökten yere her işi O evirip düzene koyar. Sonra (işler,) sizin saymakta olduğunuz bin yıl süreli bir günde yine O'na yükselir. (Secde Suresi, 5)
Kaderi, zamanı ve zaman algısını Allah yaratır ve Allah zamandan ve mekandan münezzehtir. Burada akla “Kader nedir?” sorusu gelebilir. Kader zamandan münezzeh olan Allah’ın, zamana bağlı olarak yaşayacak tüm canlıların yaşamlarını başladığı andan, bittiği ana kadar bilmesidir. Çünkü bu anların tamamını Allah yaratır ve hepsi Allah’ın kontrolündedir. Allah bizim ve evrendeki canlı cansız herşeyin, her olayın başını, sonunu ve ortasını tek bir anda bilir.  Zamana bağlı olmayan, zamanın dışında olan Allah geçmişin ve geleceğin her detayına hakimdir.
Bu kesin gerçeğe rağmen kaderi doğru anlayamayan bazı insanlar kaderden bağımsız bir hayat yaşayabileceklerini düşünürler. Oysa kader Allah’ın -yukarıda da belirttiğim gibi- geçmiş de, o onda ve gelecekte olan ve olacak olan tüm olayları tek bir an olarak bilmesidir. Bir insanın kaderi o daha doğmadan milyonlarca yıl önce Allah katında bellidir. O nedenle o kişi ne yaparsa yapsın Allah’ın yarattığı kaderini yaşayacak, yaşamının her karesi Allah’ın yarattığı şeklide yönlenecektir.
Hiç şüphesiz, Biz herşeyi kader ile yarattık. (Kamer Suresi, 49)