8 Mayıs 2013 Çarşamba

Kullanılmayan Vicdan Sorumluluktur

Kullanılmayan Vicdan Sorumluluktur

Vicdan, her insana güzel olan tavrı ve düşünceyi söyleyen, bir insanın sağlıklı muhakemede bulunmasını, doğruyu ve yanlışı birbirinden ayırt edebilmesini sağlayan manevi bir özelliktir. Dindar, dinsiz, ateist, muhafazakâr, laik her insan vicdanıyla birlikte yaratılmıştır. İnsanları birbirinden farklı kılan ise vicdanlarını hangi oranda kullandıklarıdır. Yani bir insan hırsızlık yaparken, cinayet işlerken, ahlaksızlık yaparken bunu vicdanı olmadığı için değil, vicdanını kullanacak iradesi olmadığı için yapar. Yoksa her insan ister Manhattan’da ister Tibet’te yaşıyor olsun vicdanıyla, nerede ne yapması gerektiğini gayet iyi bilir. Ama doğruyu biliyor olması insanın ahlaklı olması için yeterli değildir. Ahlaklı olmak irade, akıl, sabır ve kararlılık gerektirir. Ve hepsinden önemlisi Allah korkusu ve tevazu gerektirir. Bu Allah’ın “Vicdanları kabul ettiği halde, zulüm ve büyüklenme dolayısıyla bunları inkâr ettiler” (Neml Suresi, 14) ayetinde bildirdiği bir sırdır.

Çevrenizde inançlı veya inançsız hangi insanla konuşursanız konuşun kimsenin savaşlardan, yokluklardan, acı çeken insanlardan, zulümlerden zevk aldığını görmezsiniz. Dindar veya dinsiz her insan diliyle zulme karşıdır. Ancak konu fiiliyatta zulme karşı olmaya gelince, işte burada asıl olan kişinin vicdanını nasıl kullandığıdır. Kimi kendisine dokunmadığı sürece haksızlıklara karşı duyarsızdır, kimi haksızlıkların olduğundan bile habersizdir, kimi haksızlıktan müthiş rahatsız olur ama mücadele için akılcı bir yol bulamaz, kimi bulduğu yolda bir noktaya kadar mücadele eder bir aşamadan sonra vazgeçer. Kimi ise haksızlığı gördüğü anda önce asıl sebebi teşhis eder, sonra bu sebebi ortadan kaldırmak için en etkili yolu bulur, üstelik azminde ve şevkinde en küçük bir azalma veya sarsılma olmadan haksızlığın tam anlamıyla son bulduğundan emin olana kadar gayret eder. İşte bu insan, vicdanını tam anlamıyla ve doğru kullanan insandır.

İnsanın vicdanını doğru kullanabilmesi için, hayatının tek bir anında dahi vicdanının kendisine söylediğini duymazlıktan gelmemesi gerekir. “Ama biraz da mantıklı davranmalı” diyerek, menfaatine göre şekil almaması gerekir. “Tek akıllı ben miyim?” diyerek, yapılması gerekeni bile bile atalet içinde yaşamaması gerekir. “Benim yaptığımdan ne olur ki?” diyerek, zerrenin dahi okyanusta kıymeti olduğunu unutmaması gerekir. Kısacası, nefsinin her türlü oyununa ve aldatmacasına karşı uyanık ve dikkatli olmayı, bunların her birine temiz akılla gereken cevabı vermeyi bilmesi gerekir.

Allah Tüm İnsanlar İçin Ortak Bir Vicdan Yaratmıştır
Vicdanın önemli bir özelliği tüm insanlarda ortak olmasıdır. Yani bir insanın vicdanına göre doğru olan, aynı koşullar söz konusu olduğu sürece diğer insanların vicdanları için de geçerlidir. Vicdanlar hiçbir zaman çatışmaz. Bunun nedeni ise vicdanın kaynağıdır; vicdan Allah’ın ilhamıdır. Allah, her insana vicdanı aracılığı ile Kendisi’nin hoşnut olacağı umulan en doğru ve en güzel tavırları bildirmektedir.

Vicdanın Allah’ın ilhamı olduğu Kuran-ı Kerim’in Şems Suresi’nde şöyle bildirilmektedir:

“Nefse ve ona ‘bir düzen içinde biçim verene’. Sonra ona fücurunu (sınır tanımaz günah ve kötülüğünü) ve ondan sakınmayı ilham edene (andolsun). Onu arındırıp-temizleyen gerçekten felah bulmuştur. Ve onu (isyanla, günahla, bozulmalarla) örtüp-saran da elbette yıkıma uğramıştır.” (Şems Suresi, 7-10)